MakTürk – Makedonya Türkleri Rotating Header Image

İsrail’in Gerçek Gücü 2

 Dr. M. Galip Baysan

Bilmem bir iki yıl kadar önce bu başlık altında yazdığım yazıyı hatırlayan varmı? O yazıda İsrail’in gerçek gücünün aldığı eğitim ve kullandığı akıl, bilim ve tekniği ustaca kullanmasında gizli olduğunu açıklamaya çalışmıştım. Günümüzde Ortadoğu Dünyasında meydana gelen toplumsal ve siyasi gelişmeler dikkatle izlenirse vaktiyle ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Yazımızın dikkatlerinize sunmak istediğim bölümleri şunlardı:

“İsrail bilimsel ve teknik avantajları ile birlikte düşmanı olan ve düşmanı olma ihtimali bulunan Müslüman ülkelerin dinsel, duygusal davranışlara fazlaca itibar etmeleri ve güvenmeleri nedeniyle  İsraillilerde bu halkları küçümseme duygusu oluşturmuştur. Bu görüşe Türkiye’nin girmediğini zannedenler yanılabilir.”

“ABD’ye göre İsrail Los Angeles’ten farksızdır. İsrail’i kayıtsız şartsız desteklemek ABD halkı için sanki bir mecburiyettir. Bunun anlamı şu idi ki İsrail’e çatan bir devlet, düşmanlığında ısrar ettiği takdirde, eninde sonunda ABD’yi karşısına alacak ve sonunda onunla hesaplaşmak mecburiyetinde kalacaktır.”

(daha fazla…)

Avrupa’nın En Dindar Ülkesi: Polonya

Gülşah CENGİZ

Benim Polonya maceram ilk olarak, 3 Haziran 2009 günü saat 00:30’da  Sun Express havayoluyla,  Antalya Havaalanından gidişle başladı. Yurt dışına ilk çıkışımdı. Uçağın kalkmasından iki saat önce havaalanında hazır bulunup, kuyruk bekleme, bavul teslimi, pasaport, vize kontrolü derken saatler geçti ve Katowice’ye  gidecek yolcular 10 no.lu çıkış kapısına diyen anons nihayet edildi.

Uçağıma yerleştim önden 5. sıra, yerimde iyiydi. Havanın açık ve yağışsız olması pencereden şehirlerin ışıklarını görmemize imkan tanıyordu.

Aşağıya baktığımda bulutların üstünde olduğumuzu görmek tarifi imkansız heyecanlı anlardı. Uçağın arka taraflarında oturan Polonyalı yolcuların uçak kalkarken ve inerken alkışlamaları da çok enteresandı.

2,5 saat sonra Katowice havaalanına indim. Antalya Havaalanıyla karşılaştırıldığında küçük bir yerdi. Bavullarımı alıp, pasaport kontrolünden geçip, beni bekleyen arabaya bindim.

Yaklaşık 1,5 – 2 saat süren yolculuktan sonra Wodzislaw Slaski’ye vardım. Sabaha karşı otelime yerleştim. ( Otel: Gosciniec Wodzislawski – www.gosciniec-wodzislawski.pl). Otel 2 yıl önce hizmete girmiş, iki katlı, temiz, şık döşenmiş odalar ve restorandan oluşan, arka tarafında küçük bir göleti ve  etrafı yeşillikler ve ağaçlarla çevrili yol kenarı bir yerdeydi. Otel personelinin İngilizce bilmemesi dışında başka bir problem yoktu.

(daha fazla…)

Değişimin Parolası: Obama

Bülent Ademi

Değişim denilince aklımıza hemen Obama geliyor desem yalan söylemiş olmam. Tabi istisnalar kaideyi bozmaz ya da bozar. Neden bozar?

Nedeni ise bu istisnaların kapsadığı kişilerin çokluğudur. Çevredekilerin çoğunu bu istisnaların kapsama alanı içinde görmem, doğal olarak beni bozar mı, bozmaz mı diye düşünmeye sevk ediyor.

Buradan insanları cahil ya da eğitimli olarak ayırıp bir karalamaya da mahal vermek istemem ama bir gerçek var ki, buda çevremizde günden güne dünyada yaşanan olaylara karşı artan ilgisizliğin büyüdüğüdür. Bu ilgisizlik bazen öyle büyük bir hal alıyor ki, dünyada ki olayları bırakın insanlar kendi etraflarında yaşanan bir takım olaylara bile seyirci kalabiliyorlar.

Bundan daha kötüsü de çevrenin medyaya olan bağlılığıdır. Bu bağ o kadar sıkı ki, insanlar medyadan gelen haberler üzerine en küçük bir soru sorma ya da araştırma zahmetine katlanmıyor ve medya tarafından verilen ya da dayatılan her mesaj, hiçbir şekilde sorgulamaya tabi tutulmadan kişiler tarafından gerçekmiş gibi benimseniyor.

(daha fazla…)

Mithat Paşanın Vasiyeti

Dr. M. Galip Baysan

Bu günlerde ülkemizin siyasi derinliklerindeki en önemli konunun yeni bir Anayasa yapmak olduğunu unutmuyoruz. Sanki 1982 Anayasasını ve daha sonraki yıllarda bu Anayasada yapılan değişiklikleri sadece askerler yapmış gibi bir sivil Anayasa yapmaktan söz ediliyor. Sanki akil Adamlardan Kurulu tarafsız bir Meclis yerine, radikal bir siyasi partinin “ Sivil Anayasa” yakıştırması ile hazırlatacağı bir Anayasanın ülkemizin, halkımızın bütün sorunlarına deva olacağı, çare bulacağı izlenimi verilmeye çalışılıyor. Halkımız tıpkı ilk Anayasamızın hazırlanması sırasında oluşmuş beklentiler gibi büyük beklentiler içine sokuluyor. Ancak: hangi kurum hazırlamış olursa olsun önemli olanın o Anayasayı uygulayacak sosyal ve siyasi kadroların demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine olan sevgisi, saygısı ve bağımlılığı olması gerçeğine pek temas edilmiyor.

Acaba ilk defa yazılı bir Anayasal düzene geçmemizi sağlayan 1.Meşrutiyet Hareketi ve dolayısı ile Hareketin başındaki GENÇ Osmanlılar neden başarılı olamadı sorusunun cevabı ne olabilirdi?  Tabii bu sorunun cevaplandırılması oldukça güçtür.
Buna rağmen geçen bir buçuk asra yakın süre içinde ülkemizde yaşanan sosyal ve siyasi gelişmeler, nedenler konusunda bize bazı fikirler verebilir.